Çöl Ortasında Kayalıklara Oyulmuş Bir Kent; Petra Antik Kenti

kapak pera antik kenti nettetrend

Orta Doğu Ürdün’de bulunan Petra Antik Kenti arkeoloji dünyasının önemli alanlarından biri. Petra Antik Kentinde bulunan yapıların tamamının kırmızı çöl kayalıklarından oyulmasıyla meydana geldiği için şehre Kırmızı Kent‘te deniyor. İsim manasına bakılırsa Grekçe de Büyük Taş manasına gelen Petra, her iki anlam bakımından da ismini yansıtıyor.

Lut Gölü ve Akabe Körfezi arasında yaklaşık 100 kilometrelik bir alan kaplayan Petra Antik Kenti, M.Ö 400 ile M.S 106 yılları arasında Nebati Krallığına başkentlik yaptı. Parlak dönemlerinde ticaret merkezi olan şehir, birçok kültürle kaynaştı ve oldukça zenginleşti. Zenginliği ve canlılığı ile dikkatleri üzerine çeken Petra Antik Kenti ne yazık ki istilalar sonucu M.S 106 yılında Romalılara bağlandı.

Aslında göçebe ve putperest bir toplum olan Nebatilerin tapınakları ve şehri neden kurduğu, bu bölgeyi neden tercih ettikleri tam manasıyla aydınlatılamadı. Doğu ve Helenistlik mimariyi birleştirerek kayalara oydukları tapınak, antik tiyatro, ev ve kral mezarları ile oldukça görkemli bir şehir inşa ettiler.

M.S 106 yılında Romalıların istilası sonrası görkemli günlerinden uzaklaşmaya başlayan şehir ticaret merkezi olma özelliğini kaybetti. Bölgede meydana gelen depremlerle şehir terk edildi ve unutuldu.

Zamanla Araplar arasında efsane şehir olarak anılmaya başlanan antik kent 1812 yılında İsviçreli kâşif Johann Burckhardt tarafından tekrar gün yüzüne çıkarıldı. Siq adı verilen yer yer daralan bir vadi yolunun yaklaşık 1 km kadar içerisinde kurulmuş olan antik kent tekrar keşfinin ardından arkeoloji dünyasının gözdesi konumuna geldi.

Şehrin mimarisi, alt yapı organizasyonu, savunma mekanizması dönemin şartlarına göre oldukça ileri düzeydeydi. Vadinin güney ve kuzeyi boyunca inşa edilen duvarlar kentin kayaları ile birleşerek şehrin istilaya uğramasını engelliyordu. Kanallar, borular ve sarnıçlardan oluşan gelişmiş bir su sistemi de şehirdeki insanların suya kolayca erişmesi için yapılmıştı hatta ilkel bir baraj sistemi bile yapılan jeolojik kazılarda bulunmuştu.

Petra Antik Kentinin en önemli yapısı El-Hazne. Kelime manası hazine anlamına geliyor. Halkın Nebati Kralı IV. Aretas‘ın mezarı olduğuna ve içerisinde hazineler bulunduğuna inancın dolayı bu isim verilmiş. İki kattan oluşan mezarın ön yüzü 25 metre genişliğinde ve 39 metre yükseliğinde yani oldukça iyi bir ustalıkla yapılmış. Mezarın süslemelerinde Yunan Tanrıçalara, Mısır tanrılarına ve bölgede yetişen bereket temsili üzüm, nar, incir gibi meyvelere yer verilmiş. İçerisinde ise dışarısına göre oldukça gösterişsiz 3 oda bulunuyor. Yapıların ve mezarların günümüze kadar az hasar almaları ise kentin yağmur almayan bir bölgede oluşundan kaynaklanıyor. Yine de bir çok kabartma ve tasvir zaman içerisinde deforme olmuş durumda.

Anıt bir mezardan çok daha fazlası olduğuna inanılan El-Hazne’de yapılan son çalışmalarda ise yapı yüzeyinin 6 metre kadar altı kazıldı. Kazı sonucunda ise 4 gömü odası ve 11 kişiye ait kemikler bulundu. Fakat yapı içerisinde herhangi bir yazıt veya tablet bulunmayışı mezarların kime ait olduğunun bulunamamasına yol açtı. Şehirde mezarların yanı sıra tapınaklar, 600 kişilik tiyatro, tören alanları da mevcut.

6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilen antik kent, 7 Temmuz 2007 tarihinde ise Dünyanın Yeni Yedi Harikası‘ndan biri olarak seçildi. Peru’da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir. Aynı zamanda şehir Indiana Jones, Mortal Kombat, Mumya Geri Dönüyor gibi bir çok filmin çekiminde de ev sahipliği yaptı.