Sadece 45 Saniye / Deprem

Deprem kuşağında olan ülkemiz jeolojik yapısının da genç oluşumlu olmasının katkılarıyla her yıl büyük küçük bir çok deprem ile karşı karşıya kalıyor. Geçmişten günümüze deprem gerçeğiyle bir çok kez yüzleşen ülkemiz ise bazen yaralı, bazen kalıcı hasarla da olsa bu sınavı geçmeyi başardı. 21. yıl dönümü gelmişken 17 Ağustos 1999 Gölcük depremini bizde anımsayalım.

Tarih: 17.08.1999

45 saniye, dakikanın 4’te 1’i. Sahi ne sığardı 45 saniyeye? Nefes almak? Güneşe bakmak? yada bunlardan daha hayati bir şeyler. Mesela, yaşamak? Ölmek? Hayata tutunmak? Tarihler 17.08.1999 u gösterdiğinde Kocaeli / Gölcük’te bulunan insanlar tüm bu sorulara cevap bulacaktı. Hemde en acı şekilde. Kimi hiç yüreklerinde sönmeyen yangınlarla, kimi vücudunda taşıyacağı yaralarla, kimi de kabuslarında ki görüntülerle bu soruların cevaplarını ömür boyu bilecekti.

Türkiye’nin yakın tarihte başına gelen bu büyük felaket 17 Ağustos depremi, deprem tarihinde de en büyük ikinci deprem olarak kayıtlarda yerini aldı. Sadece merkez üssü Kocaeli / Gölcük’te değil tüm Marmara bölgesinde hissedilen deprem fazlasıyla can ve mal kaybına yol açtı. 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece saat 03.02 de meydana gelen deprem tam 45 saniye sürdü. Kayıtlara geçen büyüklüğü ise 7.4 şiddetindeydi.

Binlerce haneye yangın gibi düşen deprem beraberinde de binlerce can kaybına yüksek meblağlarda ekonomik zarara neden oldu. Resmi kayıtlara göre 18.373 kişi hayatını kaybetti. 48 bin 901 kişi yaralandı. 5 binden fazla kişi ise kayboldu. Yerel halka göre ise can kaybı 50 binden fazla.

Yalova, İstanbul, Bursa, Düzce ve daha birçoğu

Şehir fazlasıyla yara almıştı. 100 binden fazla bina yıkılmış veya kullanılmayacak hale gelmişti. Sadece merkez üssü değil Marmara bölgesinde bulunan bir çok ilde de depremin verdiği zarar hissedildi. Yalova, İstanbul, Bursa, Düzce ve daha birçok ilde can ve mal kayıpları kayda geçti.

Depremin 21. yıl dönümüne gelindiğinde ne kadar zaman geçerse geçsin acılar hala taze. Şehir depremin ardından bıraktığı hasarı silse de insanların hatıralarında ki enkazlar ne yazık ki silinmiyor.

Deprem, genç oluşumlu ülkemizin bir parçası ve gerçeği. Her zaman buna hazırlıklı olmalı ve gereken önemleri almalıyız. İlk yardım eğitimi, deprem çantası, bina protokolleri, acil durum toplanma alanı hayatımızın bir parçası olmalı. Unutulmamalı ki “Deprem değil, tedbirsizlik öldürür.”

Türkiye’nin deprem geçmişiyle ilgili daha fazla bilgi edinmek için bu içeriğe de göz atabilirsiniz.