Vurguncularrrr!! Vurguncularrr!!

1.Mona Lisa Tablosunun Çalınması

Mona Lisa Tablosu

Takvimler 1911 ‘i gösterirken Mona Lisa tablosunun ününe ün katan bir olay gerçekleşti. 1516 yılında Leonardo Da Vinci’nin tablosunu Fransa Kralı 1. Francis’e satmak için Fransa’ya getirmesiyle başlayan tablonun macerası Louvre Müzesi’ne konulmasıyla son buldu. Müzeye kaldırıldıktan çalınan eserin iki yıl kayıp geçen zamanın da insanlar tablonun boş yerine bakmak için bile adeta müzeye akın ettiler.

Vincenzo Peruggia eski bir müze çalışanıydı. 21 Ağustos 1911 de saat 07:00 sularında müze çalışanları ile birlikte müzeye girdi. Zaten müze hakkında yeterli bilgiye sahipti. Son derece soğukkanlı tavırlarıyla kimse de bir şüphe uyandırmadı. Duvarda asılı duran tablonun 4 vidasını çıkararak duvardan ayırdığı tabloyu el çabukluğuyla çerçevesinden de çıkararak önlüğüne sardı ve geldiği gibi elini kolunu sallayarak müzeden çıktı. Aslında müzedeki memurlar duvarın boş olduğunu fark etmişti ama bazı eserlerin fotoğraflanması nedeniyle pek üzerinde durmadılar. 22 Ağustos günü eser yerine gelmeyince dalgalar halinde müze, müzenin çevresi daha sonra tüm Fransa arandı fakat tablodan bir iz bulunamadı.

Peruggia, her ne kadar başarılı bir soygun gerçekleştirse de hikâyenin devamı istediği gibi gitmedi. Floransa’da Uffizi Galerisi’ne 100 bin dolara tabloyu satmaya çalışırken yakayı ele verdi. Yakalandığında ise milletçi olduğunu ve İtalya’ya ait bir eserin Fransa’da bulunmasını doğru bulmadığını belirterek çaldığını itiraf etti. Hâkim tarafından zararsız deli hükmüyle 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırıldı ama cezası kısa sürede bozuldu. Tablonun Louvre Müzesine iade edilmesiyle biten olay Peruggia’yi Mona Lisa’yı çalan hırsız olarak tarihin sayfalarına geçirirken, Mona Lisa’nın ününe ün katmış oldu.

2. Hava Korsanı Dan Cooper

24 Kasım 1971’de Portland-Seattle uçağına bilet alan yolcular hayat boyu unutulmayacak bir yolculuğa başlamışlardı. Uçak havalandıktan bir süre sonra hostesi yanına çağırarak ona bir not ileten Dan Cooper yıllar boyunca çözülemeyecek bir uçak kaçırma ve fidye olayı ile tarihin sayfalarında yürümeye başladı. Hostese verdiği notta “Bavulumda bomba var. Sizden dört paraşüt, fidye olarak 200 bin dolar nakit istiyorum. Alana indiğimizde isteklerim yerine getirilmezse bombayı patlatacağım.” İfadelerine yer veren Cooper bu notla soygunu başlatmış oldu. Paniğe kapılan hostes kokpite giderek pilota durumu anlattı ve pilot “yolcuya taleplerinin karşılanacağı” mesajını yolladı.

Pilotun kule ile iletişime geçmesinin ardından Seattle’a iniş yapan uçak, Cooper’in istekleri karşılanarak ve yolcular burada tahliye edilerek uçuş personeli ile yeniden havalandı. Parayı aldıktan sonra arka tarafta vücuduna bantlayan Cooper iki paraşütü de yanına alarak uçaktan atladı. Durumu fark eden uçuş ekibi arka tarafa baktıklarında sadece 2 paraşütle karşılaştılar.

Olaydan 9 yıl sonra bir çocuk Cooper’e verilen paraların seri numarasıyla eşlesen yirmilik banknotlardan oluşan 5800 dolar bulsa da dava hala çözülemedi. O günden sonra Dan Cooper’dan hiçbir haber alınamadı. Bu olaydan sonra uçakların kargo bölümüne kapıların açılmasını engellemek adına kilit sistemi geliştirildi. Kilit sistemi günümüzde Cooper Kilidi olarak anılmaktadır.

3.300 Milyon Yen Olayı

Film senaryolarını aratmayan olay Japonya’ da hala konuşulmakta. 1968 yılında banka müdürüne gelen mesajda 3 milyon yeni vermesi yoksa evinin bomba ile patlatılacağı yazıyordu. Hemen polisle iletişime geçen banka müdürünün evinin çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı. 10 Aralık sabahı Toshiba fabrikası işçilerinin ikramiyesi olan 300 milyon yen zırhlı araca yüklenerek yola çıktı. Araçta her zamankinden fazla güvenlik personeli görevlendirildi.

Ve soygun başlıyor. Bir süre sonra zırhlı araca arkadan yaklaşan bir motorlu polis, aracı sağa çekmeleri konusunda güvenlik personeline baskı yaptı. Araç durunca müdürün evinin bombalandığı ve zırhlı araçta da bomba olduğunu söyleyerek personeli uzaklaştırdı. Önceden zırhlı aracın altına yerleştirilen düzünekten çıkan dumanları gören personel kaçmaya başladı. Zırhlı araca binerek kaçan sözde polis parayla birlikte kayıplara karıştı. Polis yaptığı araştırmalarda zırhlı aracı terk edilmiş vaziyette bularak incelemelere başlasa da aracın içerinde 120’den fazla kasten yerleştirilmiş delile rastlanarak bir sonuca varılamadı. Günümüzde 2 milyon 800 bin değeri olan paradan hala bir iz yok.

4.Isabella Stewart Gardner Müzesi Soygunu

Herkesin eğlenerek kutladığı St. Patrick Günü kutlamaları sabahında tüm şehir sabah bir şoka uyandı. Kutlamalar sürerken Isabella Stewart Gardner Müzesi tam bir vurgunla soyulmuştu. 01:00 sularında polis kılığında iki kişinin müzeye yaklaşmasıyla tarihin en büyük soygunlarından biri de başlıyordu. Güvenlik görevlilerine müzede ters giden bir şeyler olduğu ihbarını aldıklarını söyleyerek içeri girmeye çalışan soygunculara görevliler başta dirense de kuşkulara yenik düşerek soyguncuları içeri alırlar. “Seni bir yerden tanıyorum” diyerek yanına çağırdığı güvenlik görevlisini etkisiz hale getiren hırsız hemen diğer görevliyi de etkisiz hale getirerek işe koyulur.

İlk iş dışarıda bekleyen arkadaşlarını içeri alarak hızlıca soyguna başlayan çete ilk hatasını da yaparak üst katta sergilenen Rembrandt’ın portesini gözüne kestirerek yerinden çıkarır. Tablonun yerinden oynamasıyla devreye giren alarm hırsızlarda paniğe yol açsa da hızlıca düşünerek bir çözüm yolu buldular. Madem tabloları yerinden çıkaramıyorlardı onlarda resimleri tablolardan ayırırlardı. Bu yöntemle hızlıca soyunu gerçekleştirdiler ve değeri 300 ile 500 milyon olan 13 eserle kayıplara karıştılar.

Hala eserlerden ve hırsızlardan bir iz olmasa da müze yönetimi 1990 yılından beri boş çerçeveleri yerinde tutmaktadır. Eserlerin bir şekilde geri geleceğine ve tekrar sergileneceğine olan inançlarını kaybetmemişlerdir.

5. Tren Soygunu

 Bruce Reynolds tarihin en büyük soygunu için kolları sıvamıştı. Kendi çetesiyle üstesinden gelemeyeceği plan için başka bir çeteyle iş birliği yaptı. Böylece 16 kişilik bir ekip kurmuş ve hazırlıklara başlamış oldu. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı, her bir üye üzerine düşen görevi biliyor ve en iyisi olmak için eğitimden geçiyordu. Kimisi tren kullanmayı, kimi ray değiştirmeyi, kimi de vagon ayırmayı öğrenmişti. Tüm bu hazırlıklar ve eğitimler soygunu yapmayı planladıkları noktaya yakın bir çiftlik evinde gerçekleşiyordu.

Soyacakları Londra-Glasgow treninde o gün her zaman taşınandan daha fazla para olacağının haberini alan çete planını uygulamaya koymak için beklemeye başladı. Artık her şey hazırdı; eldivenler, maskeler, tulumlar…

7 Ağustos’ta Glasgow’dan yola çıkan tren 12 vagon ve 70 personele sahipti. Tren planlanan noktaya gelince iki soyguncu istasyon ışıklarını kırmızıya çevirdi. Işığın uzun süre değişmemesinden şüphelenen makinist aşağı inince kafasına vurularak bayıltıldı ve trenin hakimiyeti çetenin eline geçmiş oldu. Diğer personeli de etkisiz hale getiren çete tüm personeli bir vagona toplayarak yola devam etti. Hızla Bridego Köprüsü’ne yol alan tren burada durduruldu. 128 çuvaldan oluşan 2,6 milyon sterlin burada bir kamyona yüklenerek çiftlik evine geri döndüler. Parayı kişi başı 150 bin sterlin şeklinde paylaşarak beklemeye başladılar.

Tüm çevrede aramalara başlandı. Polis çetenin kaçtığından o kadar emindi ki soyguna çok yakın bir yerde saklanan çeteyi uzaklarda arıyordu. Artık çete için gitme vakti gelmişti. Evde geçirdikleri süre boyunca birçok yere parmak izi bırakan üyeler, başarıyla geçen bir soygunda kaçınılmaz sona yaklaşıyordu. Soyguncular evden ayrıldıktan sonra delilleri yok etmek için gelen adam maalesef geç kalmıştı. Polisler tüm evi sarmış durumdaydı. Soyguncular beklerken zaman geçirmek için gerçek parayla monopoly oynamış ve her yerde parmak izi bırakmıştı. Toplanan deliller ve parmak izleri ile polis soyguncuları yakalamaya başladı. Soyguncular yakalanırken tarihin en büyük tren soygunu da raflarda yerini aldı.